Evrim Teorisinin Tarihi

    Paylaş

    ADMİN
    ADMINISTRATOR
    ADMINISTRATOR

    Erkek Mesaj Sayısı: 243
    Kayıt tarihi: 02/11/08

    Evrim Teorisinin Tarihi

    Mesaj tarafından ADMİN Bir Perş. Kas. 20, 2008 11:51 pm

    Biyolojiden elde ettiğimiz bu bilgiler, bilim adamlarının yüzlerce, binlerce bilimsel çabaları ve bulguları sonucudur. Biyolojinin tarihsel gelişimini ise Jean Lamarck (1744-1829) ve Charles Darwin ’e(1809-1882) borçluyuz. O zamana kadar, biyoloji kayıtsız şartsız kabul edilmiş tek teori olan yaratılış (creationisme) teorisine göre değerlendiriliyordu. Yaşamlarını sürdürebilmeleri için, hayvanlara birer olanak verildiğine inanılıyordu. Kuşlara kaçabilmeleri için kanatlar, tavşana çevik bacaklar, öküze boynuzlar, insana ise akıl. Peki ama neden her canlıya ayrı bir şey verilmiş? Örneğin bütün hayvanlar kanatlı olamaz mıydı? Soruya Lamarck yanıt bulmuştu. Hayır olamazdı! Çünkü her canlı ekolojik kurallara göre var oluyordu. Kuşu varlaştıran koşullar çevik bacakları gerektirmediği gibi, öküzü varlaştıran koşullar da aklı gerektirmiyordu. Organları tanrı değil, gereksinmeler yaratıyordu ve yaratılan organlar soya çekimle çocuklara geçiyordu. Ekolojik koşulların, kuşaktan kuşağa nasıl geçtiğini de Darwin yanıtlamıştır. Doğal ayıklanma ve rekabet (yaşama savaşı) teorileriyle. Ancak yaşama gücü olan hayvanlar ayakta kalabilirler ve türlerini sürdürebilirler. Bu bir doğal ayıklanmadır. Ancak belli özellikler gösterebilenler ayakta kalabilirler. Bu özellikler soya çekimle yeni kuşaklara geçer. Doğum olayı bile bir doğal ayıklanmadır. 200 milyon erkek tohumu, rahimdeki yumurtaya ulaşabilmek için yarışa girerler. Hangisi yumurtaya ulaşabilirse, doğacak çocuğu o meydana getirecektir. Kazanan en güçlüdür. Diğerleri doğal süpürgenin acımak bilmez süpürüşü önünde ölüp giderler. Karada yumurtlayan timsahın yavruları suya ulaşmak için bütün güçleriyle çaba gösterdikleri halde, ancak % 1’i ulaşabilir. Geri kalanı, yetişkin timsah oldukları zaman kolayca yakalayıp yiyebilecekleri başka hayvanlara yem olur. Böylesine bir evrimin son hayvan halkası maymundur. İnsan, çok gelişmiş bir maymun türünün uygun koşullar altında evrimi sonunda ortaya çıkmıştır. Profesör Alfred Weber insanların maymun soyundan geldiklerini yadırgayanlara, utanmayın diyor. Yüzlerce yıldır Kutsal Kitaplar size topraktan, çamurdan geldiğinizi söylüyordu. Niçin utanmıyordunuz?

    Evrim Teorisinin Sosyal Alana Uygulanması

    Bunun yanında, doğa bilimlerine ait bir gerçeğin, insanların doğaya karşı kurdukları insanlığın bilimlerine, yani toplumsal yaşama aktarılmasındaki yanlışlığa Darvinizm iyi bir örnektir. XIX. yüzyıl sonunda Spencer ’in ileri sürdüğü ‘doğal ayıklanmayla toplumların daha elverişli ve yetenekli bir yaşam sürecekleri’ konusu, sosyal alanda frensiz kapitalizmi doğrulamakta (meşrulaştırmakta) kullanılmıştır. O devirlerde bu görüşe çok inanılıyordu. Örneğin Carnegie, doğal ayıklanmayı şöyle açıklıyordu: Doğal ayıklanma bir gerçektir. Ondan kaçamayız. Onu başka bir şeyle değiştiremeyiz. Bu bilimsel gerçek insan için acımasız bile olsa, ırkların ve insanlığın gelişimi için gereklidir. Çünkü doğal ayıklanma her şeye daha iyi uyum gösteren, insanların daha iyi bir yaşam süreceği, daha yetenekli bir toplumun oluşmasını garantiliyor. İşte geçen yüzyılın sonunda Sosyal Darvinizm in klasik anlatımı böyleydi.

    Darvin, devrindeki diğer yandaşları gibi, her canlının, yavrularına tüm özelliklerini aktardıklarını düşünüyordu. Fakat Mendel bu görüşün doğru olmadığını, canlıların çocuklarına özelliklerinin (günümüzde genler deniyor) ancak yarısını aktardığını ortaya çıkardı. Bu olay doğal ayıklanmanın kişinin özellikleri yerine, genlere bağlı olduğunu işaretliyordu. Çünkü, anne-babadan yavruya genler kendi kendilerini aktarıyorlar ve birbirleriyle rekabete girerek, yavrunun oluşumundaki katkılarını arttırmaya çalışıyorlardı. 1930 larda R.A. Fisher, ‘Doğal Ayıklanmanın Genetik Teorisi’ adlı yapıtında Darvin ve Mendel teorilerinden yararlanarak yeni bir teori oluşturdu. Fisher ileri sürdüğü teoriyi matematiksel işlemlerle çözmeye çalıştı ve kalıtımın yavrulara aktarılma ritmini hesaplayan bir formül geliştirdi. Ayrıca daha da ileri giderek, kalıtımla bireylerde oluşan değişimleri topluma uyguladı. ‘Toplumun ortalama ayıklanma değeri’ adını verdiği ünlü temel teorisi ‘toplumda iyi özelliklere sahip olmayan canlılar azaldıkça, toplumun ayıklanma değerlerinin daha iyi yönde gelişeceği’ doğrultusundaydı.
    Topluma böyle bir teorinin neler getirebileceğini anlamak güç değil. Toplumdaki zayıflara, savaşma gücü olmayanlara acımak gerekir. Teoriye göre bunların toplumdan uzaklaştırılmaları zorunludur. Çünkü doğanın kötü kotladığı bireylerin ortadan kaldırılmasıyla, toplumun iyi yönde gelişimi daha kısa sürede ve daha iyi sağlanır. Bu teoriye gerçekçi bir görüşle bakmak, acımasız olmak demekti.
    Teori, o devirde toplum yapısının, iyi yönde gelişimi görüşlerine temel oluşturdu. Herkes, insancıl olmayan bu görüşü dudaklarının ucuyla reddederken, aklıyla bu tutumun toplum yararına daha uygun olduğunu, uygulamanın kaçınılmaz olduğunu kabulleniyordu. İkinci Dünya savaşından önce, teori Almanya ’da Yahudi ve başka etnik gruplara geniş çapta uygulanmışsa da, İngiltere’de fakir kalmanın bir yetersizlik olduğu görüşüyle, fakir ailelere maddi yardımın azaltılması ve bunun zenginlere teşvik şeklinde verilmesi ve Fransa da yakın zamanlara kadar süregelen fakir ailelerin üçüncü çocuk yapmasının engellenmesi, bu ülkeleri teorinin uygulama cesaretinin gösterildiği ülkeler arasına sokmuştur.
    Teorinin acımasız oluşu ve Almanya ’da Yahudilerin başına gelen korkunç olaylar, akılcı görüşle ciddi bir biçimde yeniden araştırılmasını sağladı. Görüş gerçekten doğruysa, sonuna kadar gitmek toplumun yararına bir davranış olacaktı. Ancak görüşün dayandığı teoriye göre, kaliteli bir toplum oluşturmak için, kalitenin ne olduğunu seçmek ve ayıklanma değerlerini buna göre uygulamak gerekiyordu. Halbuki insan doğası gereği, her etnik topluğun kendi değerlerini üstün kalitede kabul edeceği bir gerçekti. Bu durumda, toplumda çoğunlukta olan etnik grubun kendi değerlerini, toplumun ayıklanma değerleri biçiminde kabul ettireceği açıktı. Bunun yanında, ileri genetik araştırmalar, uygun olmayan genlere sahip kişilerin toplumdan uzaklaştırılmasının, toplumu homojenleştirme ‘ye (eştürleştirme= homogenization: aynı tip genlerin çokluğu, ırkın saflaşması) götürdüğünü de ortaya çıkardı ve bu durumun toplum yapısının zayıflamasına neden olacağını gösterdi. Olay, yalnız yaşayan ilkel toplulukların incelenmesiyle iyi bir şekilde açıklanabilmiştir. Saf ırk deyimi pozitif bir anlam taşıyor gibi görünmesine rağmen, bu saflık genetik çeşitliliğin azalması, genetik çeşitlilik yönünden fakirleşme demektir ki, doğuştan hastalıklar gibi çeşitli bozuk genlerin toplumda artması nedeniyle, toplumun önemli derecede zayıflamasına neden olur.


    Asım Akin

    SatanicMajesty
    Yeni Üye
    Yeni Üye

    Erkek Mesaj Sayısı: 29
    Yaş: 18
    Nerden: Earth
    Kayıt tarihi: 02/07/09

    Geri: Evrim Teorisinin Tarihi

    Mesaj tarafından SatanicMajesty Bir Cuma Tem. 03, 2009 1:04 am

    Darwin 27 yaşında büyük dünya gezisinden ingiltereye geri döndüğünde kafasında canlandırdığı bir teori vardı ama hala bir hristiyandı ve o kafasında canlandırdığını çizdiğinde işte ilk evrim ağacını çizmiş oldu sonraki 20 yıl boyunca bu teorisini geliştirdi ama oda biliyordu kimse ona inanmazdı oda bekledi geliştirdi ve bir kitap yazdı işte darwin in sabrı sayesinde birçok şey biliyoruz şuan belkide hemen açıkllasa onu öldürüceklerdi yazdıklarını yakıcaklardı ve herşey silinecekti.


    _________________
    Olasılıkları reddeden insan ; aç olmasına rağmen elindeki tavşanı yemeyip ceylan avına çıkan kaplan gibidir ve sonunda yorgunluktan kendini öldürür.(Söz bendenize aittir.)


      Forum Saati Paz Mart 21, 2010 4:27 am