www.deizm.org'un gelişmesi için bir şeyler yapmak istemez misin?

İletişim: deizmturkiye@gmail.com
#SomayıUnutma
Sorumluların ceza almaları için, böyle bir katliamın bir daha yaşanmaması için #SomayıUnutma.

    Tanrıya İnanmamak İçin 10 Neden (Şüpheci Melek'ten Alıntıdır)

    Paylaş
    avatar
    captcha
    Site Yöneticisi
    Site Yöneticisi

    Erkek Mesaj Sayısı : 342
    Yaş : 30
    Nerden : İstanbul
    Katkı Puanı : 718
    Reputation : 10
    Kayıt tarihi : 02/09/09

    Tanrıya İnanmamak İçin 10 Neden (Şüpheci Melek'ten Alıntıdır)

    Mesaj tarafından captcha Bir Cuma Haz. 17, 2011 2:52 am


    Bloguma göz atarsanız, genel manada bir Tanrı’ya inanmadığımı farketmeniz çok sürmez. Peki niye bir Tanrı’ya inanmıyorum? Aslında çok zor ve çok karmaşık değil. O yüzden de bu postta derli toplu ele alıyorum bu konuyu. Burada Tanrı’ya inanmamama sebep olan nedenlerin ilk 10 tanesini sıralayıp açıklayacağım.

    Öncelikle burada Tanrı tanımımızı yapmamız lazım. “Tanrı” derken kastettiğim şey, İbrahimi dinlerin (Yahudilik, Hrıstiyanlık ve İslam) anlattığı şekliyle var olan, peygamber gönderen, emir gönderen, gerektiğini düşündüğü zaman felaketler, cezalar gönderen, duaları dinleyen, cevaplayan, affeden ya da cehenneme gönderen, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve her yerde bulunan, bir çok isimle bilinmesine karşın en çok Yahweh, Allah, Tanrı olarak bilinen karakterdir.

    Özellikle belirtmek istediğim şey, burada inanmadığım Tanrı’nın, Deist tanrı (Evreni yarattıktan sonra ‘emekli’ olan, insanlarla ilgilenmeyen) ya da buna benzer bir şekilde Evrenin meydana gelişinde bir şekilde parmağı olan ancak kutsal kitaplarda anlatılanın aksine insanların ilişkileriyle, iyilik ve kötülükleriyle ilgilenmeyen ve sonsuz hayatta ödül-ceza gibi şeyler vadetmeyen bir tanrı karakteri olmadığıdır. Bu türden bir Tanrı karakteriyle problemim yok. Zira bu türden bir Tanrı’nın hayatımıza herhangi bir etkisi yok.

    Bu post, çoğunlukla sadece Tanrı’yı ele alsa da aslında, genel olarak ruh, metafizik enerji ya da buna benzeyen herhangi bir doğaüstü varlıklara da inanmamamı kapsamaktadır.

    Kaynak olarak çoğunlukla Greta Christina isimli blogcunun aynı başlıklı listesini, (yer yer doğrudan tercüme ederek) kullandım. Buna ek olarak bir kaç başka kaynaktan da faydalandım. Amerika’yı baştan keşfetmeye gerek yok, inanç sahibi insanların kendilerine göre sebepleri varsa da Tanrı’ya olmayan inancın sebepleri genel olarak evrensel sebepler. G. Christina’nın yazdıklarının büyük bölümü bana da uyan şeyler.

    Çayımız tazeleyip başlayalım

    1- Doğaüstü açıklamaların yerini sürekli olarak doğal nedensel açıklamaların alması.

    Tarih boyunca gördüğümüz bir durum bu. İnsanlığın bilgisi arttıkça, daha önce doğaüstü şeylerle açıklanan olaylar, doğal ve nedensel açıklamalara kavuşuyor. Hastalıkların cinler değil mikroplar yüzünden olması, Güneşin doğuş batışının kavga eden tanrılar değil Dünya’nın hareketi sebebiyle olması, şimşek çakmasının Zeus’un kızdığının işareti olmaması gibi.

    Doğaüstü sebeplerle açıklanan şeylerin bilgi arttıkça doğal açıklamalara kavuşması gayet yaygın bir durumken, nedensel ve doğal açıklaması olduğu halde insanların “tüh, hata yapmışız, bu olayın sebebi doğal değil, bunu Tanrı/şeytanlar/cinler/ruhlar/melekler yaptı” dediği ve doğal açıklamayı terkettiği olayların sayısı ne peki?

    Sıfır.

    Elbette insanlar olaylar için doğaüstü açıklamalar getirebiliyorlar. Ancak kanıtlara dayanan, test edilmiş ve tekrar tekrar deneye tabi tutulmuş açıklamalar?

    Yine sıfır.

    Gidişat bu yönde iken, sizce bugün bilimin tam olarak açıklayamadığı Evren’in ortaya çıkışı ya da insanın vicdanı gibi şeylerin tek açıklamasının doğaüstü açıklamalar olarak kalması olasılığı nedir?

    Epey düşük. Sıfıra yakın.

    Eğer ki bir gün herhangi bir olayın doğaüstü ya da ilahi sebebine dair sağlam bir kanıt görebilirsem o zaman inançsızlığımı gözden geçiririm. Ancak o güne kadar doğal açıklamaların doğaüstü açıklamaların yerini alacağını kabul ediyorum.

    2. Dünya dinlerinin tutarsızlığı

    Eğer ki Tanrı varsa ve insanlara dinler göndermişse, niye Tanrı hakkında dinler (ve hatta dinlerin içindeki tarikatlar, mezhepler, ve hatta aynı dine, mezhepe ait bireyler) bu kadar tutarsız bilgiler veriyorlar?

    Niye Eski Ahit’te tehditkar, asan kesen helak eden bir Tanrı var da, Hrıstiyanlıkta daha yumuşak başlı bir tanrı var? Ya da niye Allah, bazen hoşgörülü de affediciyken, bazen niye affedici olduğunu söylerken asan kesen bir imaj çiziyor? Niye bir dinin emirleri, diğerini tutmuyor?

    İnanç sahibi kişiler hemen klasik “Tanrı apaçık emirler vermiştir ancak insanlar onu yanlış anlayabilirler, zira insanlar kusurludur”. Peki bu durum (yanlış anlaşılabilecek emirlerin kusurlu insanlara gönderilmesi) sizce de çelişkili değil mi? Tanrı yanlış anlaşılacağını bile bile niye bu emirleri bu şekilde gönderiyor? Eğer ki gönderdiği emirler açıklama getiriyorsa bu durum bu emirlerin “apaçık”lığına gölge düşürmüyor mu? Ya da niye dinlerin kendi içinde bile tutarsızlıkları var? Büyük “kutsal” kitaplar her fikri savunmak için kullanılabiliyor. Aynı kitaba bakan bir intihar komandosu Tanrı adına öldürmenin kendisini cennete göndereceğini çıkarabilirken, yine aynı kitaba bakan başka birisi hasta çocuklara yardım etmenin kendisini cennete göndereceğini çıkarabiliyor. Niye cennete gitmenin yolu açık ve net gösterilmemiş ya da gösterilen yollar niye birbiriyle bu denli çelişiyor?

    Kutsal kitaplarda bir çok problem mevcut (Eski ahit, Tesniye 28′de Tanrı’ya boyun eğmemenin getireceği felaketleri okumanızı tavsiye ederim, ya da Yeni Ahit’te Matta 17′de hastalıkların nasıl iblisler yüzünden olduğu, ya da Kuran’daki miras bölüşümündeki matematik hatasını, ve benzeri bir çok problemi) ve Tanrı gibi her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve esasen mükemmel olan bir varlığın söylemiş olması ihtimali olmayan şeyler içeriyorlar

    Sırf bu problemler bile, dinlerin doğru söylemediğini ve onların anlattığı şekliyle bir Tanrı olmadığını kanıtlar nitelikte.

    3. Dini argümanların ve açıklamaların zayıflığı.

    Tanrı’nın varlığına dair aslında çok fazla bir argüman yok.

    Otoriteye dayalı ispat (Tanrı var zira Tevrat/İncil/Kuran bunu yazıyor)

    Kişisel deneyime dayalı ispat (Tüm kalbimle Tanrı’yı hissediyorum)

    Dinlerin iddialarını akıl ve mantığa dayandırma ve kanıtlarla ispatlama yükümlülüğü olmaması (Tanrı doğaüstüdür ve bilimsel yöntemlerle kanıtlanamaz)

    Son olarak Tanrı’yı karşı argüman getirilemeyecek kadar soyut bir varlık olarak yeniden tanımlamak. (Tanrı sevgidir, insanların kollektif bilincidir vs gibi tanımlar). Elbette böyle tanımlanan bir Tanrı, normalde anladığımız “Tanrı” karakterinden çok uzak.

    Öncelikle, dini kurumlar, kutsal kitaplar ve peygamber olduğu düşünülen kişiler hatalı olabilirler. Hatta bir çok kere hatalı oldukları ispatlanmıştır. İçinde hata olmayan kutsal kitap yok. Bugünün (ve kendi zamanının) ahlak anlayışına göre kabul edilemez şeyler yapmamış peygamber yok. Hiç hatalı bir karar vermemiş bir dini kurum (Halife, Şeyhülislam, Kilise vs ) yok. Bu sebepten, bu kişilerin, kitapların ve kurumların “Tanrı vardır” demeleri pek bir şey ifade etmiyor.

    İnsanların içgüdüleri ve hisleri insan mizacını oluşturan önemli parçalar, ancak herhangi bir konuda kanıt olarak ele alınmaları söz konusu olamaz. Bir insan sırf hissediyor, rüyasında gördü, ölmek üzereyken gördü, ya da herhangi bir başka şekilde gördü diye melekler, Tanrı vs gibi doğaüstü şeylerin varlığını kabul edemeyiz. İnsan algısı ve beyni yanıltılmaya çok müsaittir. Örneğin bunu sürekli yapan insanlara ilüzyonist diyoruz. İlüzyonları gözlerimizle görmemiz, onları gerçekten sihir ya da mucize yapmıyor.

    Dinlerin ve Tanrı’nın kanıtlara dayalı bir şekilde ispatlanamayacağına dair iddia da aslında “bu tartışmayı kazanamayacağımı biliyorum, o yüzden de en baştan bu tartışmayı yapmaktan kaçıyorum” demenin başka bir yolu sadece. Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı’nda bu konudan bahseder. Tam kelimesi kelimesine olmasa da genel olarak dediği şudur : “bir tasarımcıya sahip evren ve tasarım olmadan var olan bir evren birbirinden çok farklı olurlardı, ve bu bilimsel bir konudur”. Vahiy duyan Peygamber, suda yürüyen, ölüleri canlandıran peygamber, denizleri ayıran peygamber, bunlar hepsi bilimsel olarak incelenebilmelidir. Burada şunu belirtmekte fayda var, dinlere inananların Tanrı’nın ve dinlerin bilim tarafından incelenmesini, bilimin dinleri ve Tanrı’yı yalanlayacağını bildiklerinden istemedikleri olasılığı çok yüksektir. Hatta işlerine gelmeyecek bilimsel araştırmaya direnen dinler, konu işlerine yarayacak bilimsel bir gelişme olduğu zaman bilimi ilk kucaklayan olmaktadırlar. Her sene verilen ve Tanrı’nın varlığını bilimsel yoldan gösteren bir bilim adamına verilen Templeton ödülü de bunun kanıtıdır. Benzer şekilde, ayetlerin anlamlarını bilimsel gerçeklere göre yorumlayıp sonra “Kuran’da zaten yazıyor bu” denmesi de bolca duyduğumuz bir argümandır.

    Son olarak da Tanrı’yı, dinlerin anlattığından farklı bir şekilde tanımlayarak iyice soyutlaştırmak, zaten karşı argüman getirilebilecek bir şey olmadığı gibi, Tanrı’yı dinlerin söylediği şeyleri savunurken kullanılamayacak bir koz olarak görmeyi gerektirir. Yani konudan alakasız bir Tanrı karakteri kalır ortada.

    4. Dua’nın hiç bir işe yaramaması

    Dua etmek, yani Tanrı’ya yakarmak, isteklerde bulunmak tüm dinlerde olan bir olgu. Duaların kabul edilme olasılıkları ne? 50%. Peki hiç bir tanrıya dua edilmemiş olsa olayların gerçekleşme olasılığı ne? O da 50%. Ancak buradaki problem, dua sözkonusu olunca dinlerin sürekli kazanan tarafta olması. Eğer duanız gerçekleşirse “Tanrı isteğimi duydu ve duamı kabul etti”, eğer gerçekleşmezse “yeterince inancım yok/Tanrı’nın bir bildiği var/Her işte bir hayır var/Allah kime ne vereceğini bilir” tarzı meşrulaştırmalar dinin ve Tanrı’nın kaybetmesini imkansız kılıyor.

    Dua’nın etkisi üzerinde yapılan deneyler, dua etmenin herhangi bir pozitif etkiye sebep olmadığını gösteriyor.

    Hem İncil’de (Matta 17:20) hem de Kuran’da (Bakara 186) dua edenlerin dualarının kabul edileceği yazıyor. Duaya sınırlama getirilmiyor. “Beni bununla meşgul etmeyin, şöyle dualar edin” türünden bir şey de denmiyor. Duaların hepsinin gerçekleşmediğinden yola çıkarsak vardığımız sonuç :

    Dua işe yarayan bir şey değil, ve duaların kabul olacağını söyleyen kutsal kitaplar yalan söylüyor. Kutsal kitabın herhangi bir kısmı yalansa, geri kalanına inanmak için de bir sebep kalmıyor. Zira Tanrı’nın yanılmazlığına ve mükemmelliğine gölge düşmüş oluyor.

    5. İnancın aile yadigarı olması

    Hangi dine mensup olduğumuzu ailemiz ve doğduğumuz yer/kültür belirliyor. Hangi dini inanç şemsiyesi altında yetişirseniz, büyük ihtimalle hayatınızın tamamını o inanca bağlı olarak geçireceksiniz. Çok az insan konuyu ciddiyetle ele alıp tüm dinleri ve eldeki bilgileri değerlendirip ona göre inancını değiştiriyor.

    Ancak konu bilim ya da günlük gerçekler olduğu zaman, bunu yapmıyoruz. Hemen her zaman, eldeki bilgilerin doğruluğunu sorgulayıp ona göre karar veriyoruz. Eski bilgileri geçersiz kılan yeni bilgiler geldikçe de fikrimizi hemen değiştiriyoruz.

    Politik görüşlerimiz bile ailemizinkinden farklı olabiliyor. Hatta gerçeklerle yüzleştikçe ve/veya bilgimiz arttıkça politik fikirlerimiz de değişebiliyor.

    Bu da kaçınılmaz olarak, dinlerin dogmatik olduğuna ve aslında inanmak için iyi bir sebebi olmayan insanların sırf aile yadigarı olduğu için (ama bunun farkında olmadan) inandıklarına getiriyor bizi. Farklı dinlere inanan iki insanın farklı dinlere inanmalarındaki en büyük (ve genellikle tek) sebep, ailelerinden öyle görmüş olmaları.

    Halbuki dinler, bilim gibi gerçekleri söyleyen ve kendilerine yapılacak eleştirilerin en baştan cesaretini kırmayan (günah, küfür, şirk koşmak vs) dürüst kurumlar olsalardı, ailenin öğrettiklerinden bağımsız olarak insanların kabul edecekleri şeyler olacaktı. İyi bir fikir, kendiliğinden gelişir ve taraftar toplar – bakınız Evrim teorisi...

    6. Ruh olarak bildiğimiz şeyin fikizsel sebepleri

    Bilinç, kimlik, karakter, irade gibi şeylerin tamamını kapsayan ve çoğu zaman bedenimizden ayrı olarak düşündüğümüz “ruh” aslında bedenden pek de ayrı değil. İlaçlar, hastalıklar, uykusuzluk gibi fiziksel bedenimizle ilgili olan şeyler “ruh” halimizi etkileyebiliyor. Bazı durumlarda kişiliğimiz o kadar değişiyor ki, yepyeni bir kişi olabiliyoruz.

    Ölüm de, bir insanın karakterini sadece tanınmaz değil, aynı zamanda “yok” kılan fiziksel bir olay.

    Eğer ruh, bilinç, karakter gibi özellikler bedenimizden ayrı olsalardı, o zaman bedenimizde meydana gelen değişikliklerin bilincimizi ve karakterimizi etkilememesi gerekirdi. Buradan hareketle, “ruh” olarak bildiğimiz kişiliğimizin, bedenimizde meydana gelen fiziksel olaylarla doğrudan bağlantılı olduğunu düşünmek çok da yanlış olmaz.

    Örneğin, ölümden dönen (ölüp dirilen değil, kaza geçirip neredeyse ölen kişi manasında) insanların anlattıkları “tünelin ucunda ışık”, “hayatın film şeridi gibi gözlerin önünden geçmesi”, “ölmüş tanıdıkların görünmesi”, ya da “ameliyat odasında uzak bir noktadan (örneğin tavandan) kendi vücuduna bakıp olan biteni izlemek” gibi çoğunlukla ölümden sonra yaşamın kanıtı olarak gösterilen olaylar olaylar çeşitli (halisünojen) ilaçları kullananlar, ya da yüksek hızla giden jet pilotları gibi ölmek üzere olmayan kişiler tarafından da deneyim edilebiliyor. Hatta Ketamine isimli anestetik ilaçla, bu etkilerin bir çoğu tekrarlanabiliyor.

    7. Doğaüstü olayların hepsinin bilimsel araştırma ve deneyler sonucunda yalanlanmaları

    Dini ve spiritüel inançların hepsi sınanabilir, deneye tabi tutulabilir iddialarda bulunmuyorlar. Ancak bulunanlar olduğu zaman, ve bu iddialar bilimsel yöntemlerle sınandığı zaman, tüm iddialar çöküyor.

    Duanın etkisi, homeoterapi, reiki, astroloji, ölümden sonra yaşam : hepsinde aynı olayı görüyoruz. Bu iddialar, kontrollü deney ortamlarında, bilimsel metodlar kullanılarak, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü bir şekilde deneye tabi tutulduklarında, çökmektedirler.

    Bugüne kadar bilimsel deneye tabi tutulup da iddiasını kanıtlayabilmiş herhangi bir medyum, psişik, falcı, astrolog, ermiş, kahin vs yoktur.

    Hatta Amerikalı Skeptik James Randi, doğaüstü güçlerini kanıtlayabilene 1 milyon Amerikan dolarını ödül olarak vermeyi vadetmiştir. Tek yapılması gereken şey kontrollü deneylerle doğaüstü olayı kanıtlamak. Bu para ödülünü kaç kişi aldı peki?

    Sıfır.

    Peki bu ödülü almak için başvurup iddia ettikleri gücü (ya da olayı) göstermeleri istenen ön eleme safhasını (kontrollü deneye geçmeden önce iddia edilen doğaüstü olayın gayrı resmi bir ortamda tekrar edilmesine dayanan eleme) geçen kaç kişi vardır?

    Sıfır.

    Doğaüstü olaylara dair iddialar, sadece dikkatsizce yapılmış gözlemlerde geçerliliklerini koruyabilirler. Bu tür iddialar “yanlı düşünce” (inandığımız şeyi onaylayan kanıtları dikkate alıp, inancımızı yalanlayan kanıtları görmezden gelmek ya da geçersizliklerine dair bahaneler üretmek), hüsnükuruntu, olasılığa dair içgüdüler ve/veya yanlış bilgiler ve son olarak var olmadığı halde desen (pattern) ve amaç/maksat görmeye olan meyil gibi insanların bir çoğunda bulunan düşünce ve algı kusurlarından beslenirler. Tıpkı ilüzyon gösterileri gibi. Bu iddialar, bu saydığım şeylerin etkisini sıfıra indiren kontrollü ortamlarda incelendikleri zaman gerçek olmadıkları ortaya çıkar.

    8. Dini ve spiritüel inançların kaypaklığı

    Burada “kaypak” kelimesine takılmadan açıklamayı okumanızı rica ediyorum.

    Dini iddialar, öyle ya da böyle kazanan iddialardır. Daha önce dua’dan bahsederken söylediğim gibi, dini iddiaların kaybetmesi, yanlışlanması neredeyse imkansızdır. Şöyle ki :

    Eğer işler kişinin beklentisine göre gidiyorsa, Tanrı’nın cömertliği ve yardımı sayesindedir. Eğer işler kişinin beklentisinin tam tersine gidiyorsa, bu sefer Tanrı’nın bilgeliği ve insanlar için neyin en iyi olduğunu bilmesi, her işte bir hayır olması sebebiyledir. Gördüğünüz gibi Tanrı’nın kaybetmesi imkansız.

    Bilimsel teoriler, gelecek herhangi bir yeni kanıtla çürütülebilecek şeyler değilse, hiç bir faydası olmayan teorilerdir. Bu ne demek biraz açalım. Eğer bilimsel teorinin yanlışlanabilirliği yoksa, o teori ne geçmişte meydana gelmiş bir olayı açıklayabilir, ne de ileride olacak bir olayı öngörebilir.

    Örnekle açıklayalım : Yerçekimi teorisi, Dünya’da, boşluğa bırakılan şeylerin dünyanın merkezine (daha basit bir deyimle yere) doğru düşeceğini söyler. Bu teoriyi yanlışlamanın yolu, boşluğa bırakılan şeylerin yere düşmek yerine havaya doğru uçmasıyla olabilir. Yer çekimi teorisi, geçmişte boşluğa bırakılan şeylerin de yere düştüğünü söylediği gibi, bundan sonra boşluğa bırakılacak şeylerin de düşeceğini öngörür. Eğer yerçekimi teorisi “boşluğa bırakılan şeyler yere düşer” yerine “boşluğa bırakılan şeyler yere düşerse bu dünyanın çekimini gösterir, düşmezlerse bu dünyanın ittiğini gösterir” şeklinde bir öngörüde bulunsaydı, ne geçmişte boşluğa atılan şeylerin yere düştüğünü bize net olarak söylemiş olurdu, ne de bundan sonrakiler için yere düşeceklerini söyleyebilmiş olurdu.

    Eğer Tanrı’nın varlığına dair (bilimsel) teoriniz her iki durumda da doğrulanıyorsa, o zaman o teori, bilimsel açıdan değersizdir. Zira ne geçmişte olan şeyleri açıklayabilir ne de gelecekte olan şeyleri öngörebilir.

    Buna benzer başka bir şey, dinlere inananların, inançlarını savunurken de aynı yola başvurmalarıdır. İşlerine geldiği zaman kutsal kitaplarda yazan şeyler “kelime anlamı”yla anlaşılmalıdır, ancak işlerine gelmezse ya “sembolik bir anlatım”dır ya da “bizim anlayamadığımız bir hikmet” sözkonusudur. Dinleri ve Tanrı’yı savunanlar, binlerce yıldır aynı argümanları öne sürdükleri yetmiyormuş gibi (antropik ilke, ilk hareket, tasarımdan doğan ispat, topluluktan doğan ispat vs) bir de bu argümanlara makul ve akla yatan cevaplar verildiği zaman başka mantıksal safsatalara (döngüsel düşünme, cehaletten doğan ispat, ya da diğer “ispat”ların değişik versiyonları) başvurarak tartışmayı imkansızlaştırıyorlar veya çıkar yol bulamayınca “bunlar hakkında soru sormak, sorgulamak eleştirmek hakarettir, günahtır vs” gibi argümanlarla tartışmaya nokta koyuyorlar.

    Dini argümanların bu denli “tartışmaya kapalı” ya da “aksi ispatlanamaz” olmalarının sebebi, argümanların aslında zayıf olmalarından ve incelenip sınanmaya dayanıksız olmalarındandır.

    9. Dinlerin zamana ayak uyduramaması

    Geçtiğimiz son bir kaç yüzyılda, Evren ve Dünya ile ilgili bildiklerimiz inanılması güç bir şekilde arttı. Bugün Evren’le ilgili bildiklerimiz 1000 yıl önce hayal bile edemediğimiz şeyler. Bu yeni bilgilerin hemen hepsi insanı hayretler içerisinde bırakacak şeyler ve bu bilgileri biriktirebilmemizin en büyük sebebi de iyi fikirlerle kötü fikirleri, doğru teorilerle yanlış teorileri ayırıp iyi fikirlerle doğru teorileri saklayabilmemizdir.

    Zaman içerisinde “bilimsel yöntem” adı verilen ve kendi kendini denetleyerek fiziksel dünyayı doğru bir şekilde anlamamızı sağlayan ve bugüne kadar bu görevi gerçekten çok iyi bir şekilde başarmış olan ve yöntemi keşfettik. Bu yöntem sayesinde bugün dünyayı 1000 sene önce hayal bile edilemeyecek şekilde anlıyor, olayları öngörebiliyor ve şekillendirebiliyoruz.

    Peki metafizik dünyayla ilgili bilgilerimiz ve anlayışımız da gelişti mi?

    Pek de değil.

    Metafizik ya da doğaüstü olaylara dair bilgimiz, ilk günkü yerinde sayıyor : binlerce dini grup, hangi eski yazının doğru olduğu ya da hangi ilahi kuralların doğru olduğuna dair tartışmalarla birbirini tüketiyor. Doğaüstü’nü anlayabilmeyi bırakın, nasıl anlayabileceğimize dair bile yeni bir fikir mevcut değil. Olan tek şey, insanların kendi “kutsal yazı”larına atıfta bulunup kendi inançlarının doğru olduğunu söylemelerinden oluşan bir döngü.

    Bunun sebebi de gerçek olan bir şeyin algılaması olmayan, bilakis eski insanların uydurduğu ve gerçek olmadıkları için herkesin farklı algıladığı dinler. Eğer dinler doğru söyleyen ve gerçeklere dayanan şeyler olsaydı, dünyadaki diğer her şeyde olduğu gibi dinler hakkındaki bilgimiz ve anlayışımız da gelişirdi. Daha doğru çıkan kehanetler ya da gerçekleşme şansı daha çok olan dua etme yöntemleri ve daha etkili ibadetler gibi şeylere sahip olurduk. Ufacık da olsa bir gelişme görülürdü.

    Gel gelelim, böyle bir şey binlerce yıldır olmadığı gibi, gelecekte de olacakmış gibi görünmüyor.

    10. Tanrı’nın varlığına dair sağlam kanıtların yokluğu

    Tanrı’nın varlığına dair herhangi bir iyi kanıt yok. Daha doğrusu, Tanrı’nın varlığına dair kişisel görüşler, gelenek, yanlı düşünce, ve diğer mantıksal safsatalara dayanmayan kanıt yok. Sıfır, hiç.

    Daha önce bir çok Ateist’in ve (benim de) belirttiği üzere, Tanrı’nın (ya da herhangi bir doğaüstü varlığın, olayın) gerçekten var olduğunu kanıtlama yükümlülüğü Tanrı’ya (ya da doğaüstü varlık ve olaylara) inananlardadır.

    Eğer, dinlerin doğru olduğuna ve Tanrı’nın olduğuna dair iyi bir kanıt olsaydı, sizce de haberimiz olmaz mıydı? İyi bir kanıttan kastım, daha önce saydığım yanlı düşünce, gelenek, kişisel hisler, hüsnükuruntu gibi şeylere dayanmayan kanıtlar.

    Yani, böyle bir kanıt olsa idi, duyulmaması, yayılmaması mucize olmaz mıydı? Düşünün bir kere, Tanrı’nın varlığını kesin ve tartışmasız olarak ortaya koyan bir kanıt. Daha geçen hafta ortaya çıkan İngiltere’de güzel şarkı söyleyen orta yaşlı bir kadını 36 milyondan fazla kişi internette izlemişse, sizce Tanrı’nın varlığına kesin kanıt olabilecek bir şey ya da argüman duyulmaz mıydı?

    Kaldı ki, niye Tanrı’nın insanların öne süreceği argümanlara ihtiyacı olsun ki? Niye kendisi harekete geçip varlığıyla ilgili (ve emirleriyle ve yasaklarıyla ilgili) şüpheleri bir anda ortadan kaldırıp sorunun nihai cevabını verip hepimizi bu sıkıntıdan kurtarmıyor? Eğer Tanrı gerçekten varsa, niye bariz değil?

    Tanrı’nın olmadığını kanıtlama yükümlülüğü Ateistlerde değil, var olduğunu kanıtlama yükümlülüğü dinlere inananlarda. Tanrı’nın varlığına dair iyi kanıtların yokluğunda, yapılacak en mantıklı hareket, Teist inancın sıfır hipotezi (tersi görüşü savunan hipotez) olarak Ateizm’i kabul etmektir :

    Tanrı büyük olasılıkla yok, ve Tanrı yokmuş gibi davranmak tamamen makul.

    Eğer bu deneyimler, gayet fizyolojik etkilerin sonucuysa, ruh’un da beynin ve bedenin ürettiği bir şey olduğu sonucunu çıkartabiliriz.



    ___________________________________________________
    Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun,
    Cennet-i alâ meyhâne midir?
    Her mümin'e iki huri diyorsun,
    Cennet-i alâ kerhâne midir?
    Ömer Hayyam

    Richard Dawkins'ten Tanrı Yanılgısı'nı indir.

      Forum Saati Salı Ara. 12, 2017 3:03 pm